BASIN BİLDİRİSİ

Ülkemizde son yıllarda eğitim alanında, çocuklarla ilgili, bilimsel verilerle bağdaşmayan, çağdışı bazı uygulamaların ardarda yer aldığı görülmektedir. Bunun son örneği kız çocukları ile ilgili olarak çıkarılan, okullarda 5. sınıftan başlayarak, kız çocuklarının başlarını bağlayarak okula gönderilmesinin serbest bırakılması ile ilgili yönetmeliktir. Bu yönetmeliğin çıkarılış gerekçesi “çocuklara daha geniş bir özgürlük tanımak” ise, bu tümden bilimsel doğrularla çelişen bir bakış açısıdır; bir yanılgıdır.

Ülkemizde geleneksel aile yapısının ve dinsel tabularla desteklenen aile içindeki feodal tutumun özellikle kız çocuklarını ikinci sınıf kılan, baskılayan, değersizleştiren, kız-erkek eşitsizliğini, cinsel ayrımcılığı öne çıkaran özellikler taşıdığı yadsınamaz bir gerçekliktir. Bu bağlamda ülkemizde geleneksel aile yapısının hüküm sürdüğü, kapalı ailelerden gelen kız çocukları, bu yönetmelik gereğince, başları bağlanarak okula gönderileceklerdir.  Bu durumun kız çocuklarının bilişsel, ruhsal ve sosyal gelişimleri üzerindeki olumsuz etkileri bilimsel veriler ışığında tartışılmaya çalışılacaktır:

Kendilik gelişimi kuramcılarının tanımlamalarıyla kendilik, kişiyi bedensel ve ruhsal yönleriyle tüm olarak içeren, bireyi başkalarından ayıran bir kavramdır. Çocuklukta bedene ilişkin imgelem ya da tasarımlar, çevrenin ve erişkinlerin çocuğa sağladığı duygusal veriler ve geribildirimler yoluyla oluşur ve yönlendirilir. Bu açıdan bakıldığında başı bağlandığında, çocuk kendisini “farklı” bir zihinsel ve bedensel imgelemde algıladığı gibi; gerekçelerini ve nedenlerini, yaşı gereği henüz tam anlayamadığı ve bilişsel olarak kavrayamadığı dinsel ve sosyal gereklilikler nedeniyle, bir çocuk olarak kendini yeterince sergileyemeyecek; doğal bir biçimde oyun oynaması, özgürce ve engellenmeden merakını giderebilmesi, kendini sözel ve davranışsal olarak dışa vurarak gerçekleştirmesi kısıtlanacaktır.

Başı bağlı olmanın getirdiği dini ve sosyal gereklilikler bir kız çocuğu olarak, onun kendini tanıma, kendi gereksinimlerinin farkına varma, kendi iç gücünü, yeti ve becerileri  doğrultusunda kullanabilme ve  bu yönde  erişkinler tarafından destek görme gereksinimini engeller, tam tersine öğrenme kuramı açısından baş bağlama ile  birlikte gelen dinsel ve sosyal sınırlamalar çocuk için davranışı belirleyen “pekiştireçler” olarak, onda kendini açamama, sessiz, edilgin ve kapalı kalma, oyundan ve merakını kamçılayan etkinliklerden uzak durma, sorgulamadan kabul etme, kendini tanımaya ve tanıtmaya yönelmeme ve bu konulara yaklaşmamayı öğrenme gibi koşullanılmış davranış örüntülerine yol açar ve onun kendilik gelişimini ve kimliğini olumsuz yönde etkiler.

Bastırılmış ve kabul görmemiş olan çocukluğa özgü gelişimsel gereksinimler, kendiliğin çekirdek yapısında bozulmaya ve kendiliğin oluşumu ile ilgili psikopatolojilerin ortaya çıkmasına neden olur. Yaşa uygun kendini sergileme, kendini  dışa vurabilme  gereksinimi, kendi yetileri ve iç gücünü amaçları uğruna harekete geçirebilme itkisi  engellendiğinde,  çocukta yeterli enerji ve canlılığın olmayışı, açık depresyon, düşük benlik saygısı, kendi ile ilgili hoşnutsuzluk, coşku ve girişim azlığı, amaçlara ilişkin uzun süreli yatırımların yetersizliği söz konusu olur.

Gelişim süreci içinde, kimliğin ya da kendiliğin bir boyutu olan “cinsel kimlik” çocuğun kendi bedeni ile ilgili algıları, çevreden gelen uyaranlar, ailenin çocuğu kız ya da  erkek olarak onadığına ilişkin bilinçli ya da bilinçdışı yönelimler, sözel-sözel olmayan iletiler sonucu edinilen bir içsel duyumdur.

Kız çocuğunun başının bağlanması onda bu “cinsel kimliğin”, yani “kız kimliğinin” tehlike içeren, tehdit oluşturan  bir kimlik olduğu, onanılmadığı ve saklı-gizli tutulması gereken  bir kimlik olduğu algısını yaratır. Dolayısıyla kız çocuğu kendi cinsel kimliğini onaylanmaz, güvenilmez bir kimlik olarak üzerinde taşır; bu durum çocukluk, ergenlik ve erişkinlikte cinsel kimlikle ilgili sorunları da beraberinde getirecektir.

Kız çocuğuna bir cinsel nesne gibi bakmak ve bu nedenle çocuğu kapatmaya ve örtmeye çalışmak tartışmasız bir “çocuk istismarı” ve aynı zamanda bir çocuk olarak onun gelişimsel gereksinimlerini görmezden gelmede  açık bir  “çocuk ihmali” durumudur.

Kız çocuklarının başlarının bağlanması kızların erkeklerden farklı olduğunu vurgulayarak, toplum içinde ona göre  davranmaları gerektiği ile ilgili olumsuz bir yükümlülük getirmektedir.

Bu durumu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 1., 7. ve 10. maddeleri açısından ele aldığımızda;

1. Madde “çocukların haklarından din, dil, ırk, renk, cinsiyet, milliyet, mülkiyet, siyasi, sosyal sınıf ayırımı yapılmaksızın yararlanması” gerektiğini açıklar.

7. Madde “çocukların genel kültür ve yeteneklerini, bireysel karar verme gücü, ahlaki ve toplumsal sorumluluğu geliştirecek ve topluma yararlı bir üye olmasını sağlayacak eğitim hakkından” söz eder.

10. Madde de “Çocuk ırk, din ya da başka bir ayrımcılığı teşvik eden uygulamalardan korunacaktır” vurgusunu getirir.

Ülkemiz Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni onaylayan ve sözleşme maddelerine uyma yükümlülüğünü üstlenmiş olan bir  ülke olarak, evrensel çocuk haklarının gerisinde kalma, çocuklar arasında ayrımcılık yapma ve eşitsizliği körükleyen kararlar alma gibi bir yaptırım içinde olamaz, olmamalıdır. Bu bağlamda ortaöğretimde, yani 10 yaşından itibaren başörtüsünün  kız çocukları için okullarda serbest bırakılması ile ilgili yönetmeliği – açıkladığımız bilimsel gerekçeler ve belirtilen yükümlülükler açısından – tümüyle yanlış bulduğumuzu bildiriyor; bunu kamuoyu ile paylaşma gereksinimi duyuyor ve yurttaşlarımızı bu konuda ciddi bir duyarlılığa ve bilinçlenmeye davet ediyoruz.

Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği 

Yönetim Kurulu Adına

Başkan

Prof.Dr.Bahar Gökler