Dünya Çocuk Hakları Gününü kutlamaya hazırlanırken, Türkiye çocuk hakları konusunda ne durumda diye bakıldığında, ülkemizde çocuk hakları açısından ciddi açıklıkların bulunduğu görülmektedir.

Bir ülkede  çocuk hakları konusunu izleyen, değerlendiren, bu konudaki aksaklıkları saptayan ve Çocuk Hakları Sözleşmesi doğrultusunda bu hakların karşılanmasını sağlayan, çocuk politikalarını geliştiren ve uygulayan ülke yönetimini elde tutan erktir.

Bu bağlamda, ülkemizde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından bir “Çocuk Hakları Stratejisi ve Uygulama Planı” oluşturulması kararı alınmış  ve çalışmalar  13 Ekim 2010 tarihinde başlatılmıştır. Ancak bu planın gerçekleştirilip,gerçekleştirilmediğine ilişkin kamuoyu ve STK’lar ile herhangi bir veri paylaşımı yapılmamış ,bu plan çerçevesinde çocuk hakları açısından ne düzenlemeler getirildiğine ilişkin eylem ve yaptırımlar tanımlanamamıştır.

Son 5 yıl içinde, ülkemiz çocuk ve gençlerine yönelik olarak kitle iletişim araçlarınca  topluma duyurulan, üzerinde tartışılan  konuların çoğu  ne yazık ki çocuk haklarının yakından izlenmesi, gerçek bir duyarlılıkla yaşama uyarlanması değil, çocuk haklarının çiğnenmesi, göz ardı edilmesi ve yanlış yorumlanmasına ilişkindir. Yine çocuk ve gençler üzerinde yapılan araştırmalar çocuğun  yüksek yararı ilkesi temel alındığında, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ndeki hakların  yaşama geçirilmesinde pek çok eksiklikler, aksaklıklar bulunduğunu göstermektedir.

Çok geniş bir ölçekte ülkemizi örnekleyen bir dağılımla, çocuklar ve ergenler çocuk hakları sözleşmesine ve çağımıza ters düşen yaklaşımlarla karşı karşıya kalmaktadırlar.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde çatışmaların ortasında kalan ya da çatışmaların ortasına atılan çocuklar, fiziksel ve duygusal olarak örselenmiş; taş attığı iddiasıyla 15-18 yaş arası çocuklar, ağır ceza mahkemelerinde yargılanmak üzere tutuklanmış ve hapishanelerin ezici ortamında kalmışlardır.

4+4+4 sistemi ile birdenbire  anaokulu yaşındaki çocukların  bilişsel, ruhsal, sosyal açıdan hazır olmaksızın ilkokula alınmaları  ve  yine mesleki gelecekleri hakkında bütüncül bir karara varabilmelerinin olanaklı olmadığı bir yaşta bu zorunlulukla karşı karşıya bırakılmaları ve de mesleki süreçlerinin erişkinler tarafından  biçimlendirilmesi, çocuk ve ergenlerin gelişimlerine uygun eğitim alma haklarını  sınırlamak anlamını taşımaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okulların açılışı sırasında çocuklara dini içerik taşıyan ve din adına savaşmayı özendiren  kitapların dağıtılmış olması Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 14.maddesi olan  Çocuğun Düşünce, Din ve Vicdan Özgürlüğü maddesi ile uyumlu değildir.

Ülkemizde  görüşlerini demokratik biçimde çeşitli toplantı ve gösterilerle ifade etmeye çalışan  ve kendi seçtikleri konutlarda yaşamlarını ve eğitimlerini sürdürmekte olan gençlere şiddet uygulanmakta, bu gençler etiketlenmekte ve yaşantılarını özgür biçimde sürdürmeleri engellenmektedir. Bu durum, 18 yaşına kadar çocuk sayılan  tüm diğer çocuk ve ergenler açısından da risk oluşturmakta, onları nasıl bir gelecek  beklediği ile ilgili bir güvensizlik ortamı yaratmakta ve  insan haklarını  görmezden gelen bu antidemokratik ortam onların gelişimlerini çeşitli boyutlarda olumsuz yönde etkilemektedir.

Çocuk işçiği konusunda varolan  politikaları belirleyenler de  içinde olmak üzere genel bir duyarsızlık  ve bilgisizlik söz konusudur. Dolayısıyla bu alanda  açık bir çocuk ezimi bulunmaktadır.

Ülkemizde  çocuk istismarının boyutları giderek artmaktadır. Özellikle son yıllarda, toplumumuzda cinsiyet ayrımcılığının, dinsel bir vurguyu da öne çıkararak, belirgin bir biçimde artması, ülkemizde kız çocuklarına yönelik ihmal ve istismarın, kız çocuklarını ve genç kızları cinsel bir nesne  olarak görmeyi içeren tutumların belirginleşmesine   ve sonuç olarak bu durum çok sayıda çocuğun örselenmesine yol açmaktadır. Töre cinayetleri,  çocuk gelinler,kızlar üzerine yönelen feodal, çağdışı baskılar hep bu tutumların ve bakış açısının yansımalarıdır.

Birleşmiş Milletler Nüfus  Fonu’nun 2010 yılında hazırladığı “Ergen Gebeliği” konulu raporda 25-49  yaşlarındaki kadınların  yüzde 25’inin 18 yaşına kadar, yüzde 5’inin 16 yaşından önce  evlendikleri belirtilmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu   verilerine göre, 2012 yılında 15-18 yaş grubunda toplam 91bin 114 kız çocuk doğum yapmıştır. Bu çocuklar   Çocuk Hakları Sözleşmesi açısından,pek çok  haklarından    yoksun  bırakılmış, gelişimleri ketlenmiş  çocuklardır.

Dünya Çocuk  Hakları Günü’nü kutlamak yalnızca sözde kalıp, eyleme  dönüştürülmediğinde, çocuklar adına hiçbir işlev ve gerçek bir anlam taşımaz. Yukarda aktarılan ve çocuk hakları açısından hiç de sağlıklı bir görünüm içermeyen bu durumun sorumlusu, bu koşulları değiştiremeyen, düzeltemeyen erişkinlerdir. Bizler hepimiz, çocuklar ve  gençler adına daha çağdaş, daha aydınlık, daha eşitlikçi, ve çocuk hakları sözleşmesinde belirtilen tüm haklara sahip oldukları bir ülkeyi onlara sunmakla sorumluyuz. Bu sorumluluk aynı zamanda  bir ülke sorumluluğudur.

Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği
Başkanı
Prof.Dr. Bahar GÖKLER

DESTEK VEREN KURULUŞLAR:
Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Merkezi
Gündem Çocuk Derneği
Çocuk Akıl Sağlığı ve Rehberliği Derneği
Gençlik Servisleri Merkezleri  Derneği
Kadın Dayanışma Vakfı